birini seviyorum, bir de aşkı.

239 notes (5,383 plays)

"bizim gibi aşklar kolay bulunmuyor, saklayacağım seni o yüzden."

bazı aşklar sonsuz olmak için yaratılmıştır. bazı aşklar, daha hiç başlamadan sonsuzluğa uğurlar kendini. o aşklar ki, en büyük aşklardır. 
bir gidenin olduğu büyük bir aşk tanıyorum. bir gidenin olduğu, ama gidenin de kalan kadar çok sevdiğini düşündüğüm bir aşk. kendisinden emin olduğum, kendisine tutkun olduğum bir aşk. 
evet bir gideni var ama gittiği belli olmayan bir giden. bu giden, öyle bir gitmiş ki, kalana yüzlerce kez seni sevmiyorum dese de inandıramazmış kendisine. kalansa, kalanmış işte: yenik, bitkin, kaybetmeye alışkın ve sessiz. kalanın göğüs kafesinde bastırdığı çığlıklar varmış. bastırmış çünkü annesi mutfaktaymış. bastırmış çünkü annesi üzülsün istememiş. 
ama kalan öyle bir üzülmüş ki, tüm gün yakan kavuran hava bir anda ağlamaya başlamış. bana sorarsanız eğer yalnızca kalanın hüznü dökülmüş bulutlardan.
peki ya giden? bu giden her zaman bildiklerimizden değil. bu giden, öle öle gitmiş. bu giden yalnızca kabullenmek için, uzaklaşmak için gitmiş. çünkü giden, aslında hiç gidemez-miş. takılır kalırmış hayallere.
o yüzdendir ki, bu aşk sonsuz. giden bu aşk sonsuz olsun diye gitmiş fikrimce. çünkü giden avuç içleri öpülesi, gözleri sevilesi bir insanmış.
kalan ardından yalnızca, en güzel o gitti demiş.
en güzel o gitti.

bazı aşklar sonsuz olmak için yaratılmıştır. bazı aşklar, daha hiç başlamadan sonsuzluğa uğurlar kendini. o aşklar ki, en büyük aşklardır. 

bir gidenin olduğu büyük bir aşk tanıyorum. bir gidenin olduğu, ama gidenin de kalan kadar çok sevdiğini düşündüğüm bir aşk. kendisinden emin olduğum, kendisine tutkun olduğum bir aşk. 

evet bir gideni var ama gittiği belli olmayan bir giden. bu giden, öyle bir gitmiş ki, kalana yüzlerce kez seni sevmiyorum dese de inandıramazmış kendisine. kalansa, kalanmış işte: yenik, bitkin, kaybetmeye alışkın ve sessiz. kalanın göğüs kafesinde bastırdığı çığlıklar varmış. bastırmış çünkü annesi mutfaktaymış. bastırmış çünkü annesi üzülsün istememiş. 

ama kalan öyle bir üzülmüş ki, tüm gün yakan kavuran hava bir anda ağlamaya başlamış. bana sorarsanız eğer yalnızca kalanın hüznü dökülmüş bulutlardan.

peki ya giden? bu giden her zaman bildiklerimizden değil. bu giden, öle öle gitmiş. bu giden yalnızca kabullenmek için, uzaklaşmak için gitmiş. çünkü giden, aslında hiç gidemez-miş. takılır kalırmış hayallere.

o yüzdendir ki, bu aşk sonsuz. giden bu aşk sonsuz olsun diye gitmiş fikrimce. çünkü giden avuç içleri öpülesi, gözleri sevilesi bir insanmış.

kalan ardından yalnızca, en güzel o gitti demiş.

en güzel o gitti.

utopia.

111 notes (3,655 plays)

ne yazık ki, senin güzelliğine bir isim bulunamıyor sevgili. 
saksılara karanfiller ekiyorum, içime papatyalar. karanfiller büyüyor sevgili. bilirsin, karanfil severim. 
ve bilirsin, en çok papatya gibiyim. 
sense, bir papatyanın tüm sevmiyor’ları. ne tuhaf değil mi masum bir çiçeğe, ağır yükler yüklemek. papatyaları, bana benzedikleri için seviyorum. bana da ağır yükler yükleniyor her seferinde. bir papatya gibi sevmiyorlarla suçlanıyorum. suçlanmak ne kötü sevgili! 
seni özlüyorum. bana hiç almadığın o papatyaları da özlüyorum. bak, sen gittin. eğer bana bir papatya almış olsan ben sen gibi sevecektim onu. tamam şimdi anlıyorum, sana dair bir şeyi sevmemden korkuyorsun değil mi? korkma sevgili, ben seni hoyrat kış gecelerinde soğuktan titrerken bile sevdim. öyle ki, ısındım. 
Hayır! ben seni bu anlattıklarımdan daha çok sevdim. bana bıraktığın yarım yamalak hayata bile, senden geliyor diye, sırf senden geliyor diye sımsıkı sarıldım. 
âh, bak! senden gelen üç beş kelebek ve niceleri ölüyor içimde, sevincini hissediyorum. 
seni hala özlüyorum.
..

ne yazık ki, senin güzelliğine bir isim bulunamıyor sevgili.

saksılara karanfiller ekiyorum, içime papatyalar. karanfiller büyüyor sevgili. bilirsin, karanfil severim.

ve bilirsin, en çok papatya gibiyim.

sense, bir papatyanın tüm sevmiyor’ları. ne tuhaf değil mi masum bir çiçeğe, ağır yükler yüklemek. papatyaları, bana benzedikleri için seviyorum. bana da ağır yükler yükleniyor her seferinde. bir papatya gibi sevmiyorlarla suçlanıyorum. suçlanmak ne kötü sevgili!

seni özlüyorum. bana hiç almadığın o papatyaları da özlüyorum. bak, sen gittin. eğer bana bir papatya almış olsan ben sen gibi sevecektim onu. tamam şimdi anlıyorum, sana dair bir şeyi sevmemden korkuyorsun değil mi? korkma sevgili, ben seni hoyrat kış gecelerinde soğuktan titrerken bile sevdim. öyle ki, ısındım.

Hayır! ben seni bu anlattıklarımdan daha çok sevdim. bana bıraktığın yarım yamalak hayata bile, senden geliyor diye, sırf senden geliyor diye sımsıkı sarıldım. 

âh, bak! senden gelen üç beş kelebek ve niceleri ölüyor içimde, sevincini hissediyorum. 

seni hala özlüyorum.

..

"ben ne ile geleceğimi bilemedim, sen bir yolunu bul gel."

"Gece biter, sabah olur. Ben hala seni özlerim."

Benim de bir yaram vardı. Ama bu öyle bir yara ki. Nasıl anlatsam, derime, derinlerime işlemişti sanki. Kurtulmak o kadar imkansız ve berbattı. Ben de kurtulma çabasında değildim hiç. Yaşıyordum ama o hep benim kolumdaydı. Bazen bacağıma yapışmış minik çocuğum gibiydi. Gülümserken burnun acır ya hani, öyleydi işte. Hep yanımda, göz kapaklarımdaydı. Bu öyle bir yaraydı ki, seviyordum. Her nefesin ardından seviyordum. Kördüm ben göremiyordum beni bitirdiğini, içten içe öldürdüğünü. İçim çürümüştü ve ben bunu fark edemiyordum öyle kör kütüktüm bu yarama ben. 
Bir gün öldüğümü fark ederek uyandım. Yaram hala benimleydi, ama yara artık benim değildi. Benden geçmişti hatta beni terk etmişti. O an, işte o an eksik kaldım. Birkaç gün yaranın eksikliği ile gezdim. Sorun etmedim. Hala oradaydı. Hissediyordum ama bastırılması gereken çığlıkları vardı kalbimin. Bastırdım. İlk kez. Gözyaşlarım içime aktı, vücudum sular altında kaldı. Ama hala hayattaydım. 
Ve bir gün uyandım. Biri yarama dokundu. Parmak ucuyla. Bir parmak ucu beni hayata döndürdü. Hayat eskisi kadar zor gelmemeye başladı sonra, şairlerin anlattığı kadar acı değildi artık. 
İnsan en çok 17sinde ölmek istermiş. Bir kitapta okumuştum. Hayır, şimdi ben uydurdum. Ama yaram kapanmadı hala, derimin olmayan binlerce katman altından; kalbimden sesleniyor hala bana.
Yarama dokundular, o da görünmez oldu.

Benim de bir yaram vardı. Ama bu öyle bir yara ki. Nasıl anlatsam, derime, derinlerime işlemişti sanki. Kurtulmak o kadar imkansız ve berbattı. Ben de kurtulma çabasında değildim hiç. Yaşıyordum ama o hep benim kolumdaydı. Bazen bacağıma yapışmış minik çocuğum gibiydi. Gülümserken burnun acır ya hani, öyleydi işte. Hep yanımda, göz kapaklarımdaydı. Bu öyle bir yaraydı ki, seviyordum. Her nefesin ardından seviyordum. Kördüm ben göremiyordum beni bitirdiğini, içten içe öldürdüğünü. İçim çürümüştü ve ben bunu fark edemiyordum öyle kör kütüktüm bu yarama ben. 

Bir gün öldüğümü fark ederek uyandım. Yaram hala benimleydi, ama yara artık benim değildi. Benden geçmişti hatta beni terk etmişti. O an, işte o an eksik kaldım. Birkaç gün yaranın eksikliği ile gezdim. Sorun etmedim. Hala oradaydı. Hissediyordum ama bastırılması gereken çığlıkları vardı kalbimin. Bastırdım. İlk kez. Gözyaşlarım içime aktı, vücudum sular altında kaldı. Ama hala hayattaydım. 

Ve bir gün uyandım. Biri yarama dokundu. Parmak ucuyla. Bir parmak ucu beni hayata döndürdü. Hayat eskisi kadar zor gelmemeye başladı sonra, şairlerin anlattığı kadar acı değildi artık. 

İnsan en çok 17sinde ölmek istermiş. Bir kitapta okumuştum. Hayır, şimdi ben uydurdum. Ama yaram kapanmadı hala, derimin olmayan binlerce katman altından; kalbimden sesleniyor hala bana.

Yarama dokundular, o da görünmez oldu.